Sosyal medya denilen alan bir sirke dönüşmeye başladı. Bu sirkte ön plana atılmak isteyenler her geçen gün farklı taşkınlıklar deneyerek kullanıcıların ilgisini çekmeye çalışıyorlar. Öyle ki artık suç işlemek, canından olmak bile gözlerine görünmeyecek kadar ilkelleşmiş insanımsılar taşkın paylaşımları ile zehirlerini gençlere bulaştırmaya devam ediyorlar.
Küfür edenin el üstünde tutulduğu, zorbalık yapanın baş tacı edildiği, ağız yüz dağıtanın alkışlandığı toplum bana Roma zamanlarındaki arenaları hatırlatıyor.
Bir farkla! Şuan ki arena sosyal medya ki ucu bucağı olmayan kontrolsüz bir mecra. Şunu belirtmek isterim ilkelliğe yapılan övgü sosyal medya kanalı ile evlerimize kadar girdikçe bugün eskisinden daha tehlike altında bireylere dönüşmemiz kaçınılmazdır.
İlkelliğin prim yaptığı toplumda 50 yaşında birisi prim kasmak için yarı yaşındaki insanlara küfür edebilir, yirmili yaşlarındaki bir hayasız çıkıp babası yaşındaki adamı dövüp hastanelik edebilir. Toplum bunu alkışlıyorsa başımıza benzer durumların gelmesi kaçınılmazdır.
Her yerde tekrar ettiğim bir konuyu bir daha yazmak isterim:
İnsan ancak insanla kaynaşıp toplumun parçası haline gelirse medeni bir varlığa dönüşür. Aksine insan toplumun dışında yaşamaya başlar, sanal bir kafesten dünya ile iletişim kurmaya başlarsa zamanla ilkelleşir. Duygusal olarak kendini toplumdan soyutlayan kişi ister sporcu olsun, ister bilim insanı tüm elde ettiği bilgi ve yetenekle birlikte ilkel davranışlar sergilemeye devam edecektir.
Toplumun ilkelleşme uçurumundan aşağı yuvarlanmaması için çocukluktan başlayarak insanın insanla yan yana, omuz omuza yer alabileceği gerçek ortamları tesis etmeliyiz. Çocuk çocukla oyununu tablette değil, oyun bahçesinde oynamalı, gençler sosyal ağlarda değil, kültür merkezleri, spor kulüplerinde, tabiat alanlarında bir araya gelmeli, yetişkinler kamuya yararlı sivil toplum kuruluşlarında gönüllü olarak görev almalı, yaşlılar çocuklar ve gençlere örnek olabilecekleri milli-manevi etkinliklerin sürükleyicisi durumunda olmalıdır.
Ben bu yazdıklarımı toplum üstü bir entelektüel duruş ile kaleme almıyorum. Yarın masumların sevdiğim insanların (elbette kendimin de) hayatının tehlikeye girebileceğini düşünerek yazıyorum.
Son söz gençlere. Kıymetli gençler, beni anladığınıza eminim. Hem gelişin, hem güçlenin. Öyle gelişin ki bilginiz cehaletin gölgesine yenilmesin. Öyle güçlenin ki her böceğin ısırığı size öfke vermesin. Güç ve bilgelik ile birlikte ulaştınız idrak çevrenize eylem olarak yansısın. Böylece toplumun umudu sizde can bulsun. En derin saygılarımla.
