Skip to content Skip to sidebar Skip to footer

Yolumu Bir Öğretmenim Nasıl Aydınlattı?

Okul hayatımın ilk yılları benim için pek de kolay değildi. Okula başlamadan önce ailem Ulus’tan, Ortaköy’e, oradan Çobançeşme’ye taşınmıştı. Bu yüzden 6 yaşıma kadar hangi semtin yaşam şekline uyum sağlayacağımı bilemez durumdaydım. (Bu kısmın ilginç yanlarını sonra anlatmak isterim.)

Ancak uyum sorunundan daha ciddi olaylar da o yıllarda yaşadım. Ben henüz beş yaşındayken gencecik dayım bir trafik kazasında vefat etti. Bu kaybın acısı henüz tazeyken okula başladım. O dönem içerisinde bana sevgisiyle en çok destek olan kişilerden biri babaannemdi.  Kaderimiz böyleymiş; ben üçüncü sınıfın ortalarında iken o da Hakk’ın rahmetine kavuştu. 

Peş peşe yaşanan bu trajik olaylar beni biraz içe kapanık bir çocuğa dönüştürdü. Oysa birinci sınıfta okumayı öğrenen ilk öğrencilerin içerisindeydim. Resim çiziyordum, çizdiğim resimler yarışmalarda dereceler alıyordu. Okumaya, öğrenmeye, deney yapmaya hevesliydim. Ne var ki hayatın ağırlığını ufak yaşımda hissetmiş olmak beni öğrenci ortamında zorluyordu. 

Böyle bir dönemde ailem sınıfımda yaşadığım bazı problemleri tam zamanında fark etti. O zaman için orta gelirli bir ailenin çocukları için yapabilecekleri çok fazla seçenek yoktu. Bu yüzden verebilecekleri en iyi kararı verdiler ve beni ilk üç yıl okuduğum sabahçı sınıftan alıp öğleden sonra dersleri başlayan başka bir sınıfa kaydettirdiler.  

İşte hayatımda peş peşe gelen sıkıntıların ardından bana umut olacak ışığı bulmam, bu değişim ile yaşandı. 

Dördündü sınıfa yeni bir sınıf, yeni bir arkadaş ortamı ile başlıyordum ve tabii ki çekiniyordum. Ancak sınıfımızın öğretmeni beni yüzünde güller açarak karşılayıp  hemen bağrına bastı. Bana olan davranışları sanki sınıfa yeni katılmışım değil de, daha en başından beri onun sınıfında eğitim öğretime başlamışım gibiydi. Derslerimin durumundan, yeteneklerimden haberdardı. Mutlaka sınıf değiştirme sebeplerimin de bir bölümünü biliyor olmalıydı. Beni en ön sıralarda oturttu ve hep kendisi ile iletişim kurmamı sağladı. Derslerde söz hakkı veriyor, çizdiğim resimleri beğeniyor, deney yapmamı istiyordu. En önemlisi de sınıf ortamında sonradan gelen öğrenci olarak dışlanmamı engelleyip, beni sınıfın benimsemesini sağlamıştı. 

Bu durum benim için gerçekten önemliydi çünkü bir önceki sınıfımda yaşadığım üzüntülerle içime kapandıkça, sınıf içinde hedef haline geldiğim durumları yaşamıştım. Yeni geldiğim sınıfta da bu durumu yaşayacağım bir iki olay olmuştu ki öğretmenim kontrolü hemen eline aldı ve bir daha asla böyle bir şey yaşanmasına müsaade etmedi. 

Onun dersleri sadece müfredattan ibaret değildi; gerçekten insan yetiştirmeye çalışıyor ve bilgiyi hayata yayarak öğrencisine sunuyordu. Bu yaklaşımı ile onun dersleri bana hayatın gelişim kısmı için çok büyük aşamalar katettirdi. 

Bir de eğitimin edep ve ahlak boyutu var. Öğretmenim öğrencilerine doğruyu kızmadan veriyor ve sevgi ile tenkidi tam dozunda öğrencilerine aktarıyordu. Onunla ilgili hiç unutamadığım anılarımdan bir tanesi bu konuya çok iyi örnek olacaktır. 

Ben ufak bir çocukken televizyon kanallarında komedi programları çok meşhurdu. O zaman insanları en çok güldüren programlar ünlülerin taklitleri üzerineydi. Evimizde benden ve diğer miniklerden taklit yapmamızı isteyen büyüklerimiz olurdu. Şarkıcıların taklidini yapa yapa bu bende alışkanlık olarak kalmıştı. Yeni sınıfımda da kendimi kabul ettirmek için taklit yaptığım oluyordu. 

Ancak bir gün hiç fark etmeden bir yanlış yaptım. 

Sınıfımızda bir kaynaştırma öğrenci arkadaşımız vardı. Tertemiz bir çocuktu. Hepimiz onu çok seviyorduk. Bu çocuğun en sevdiği şey o zamanın popüler şarkılarından “Dönmelisin” şarkısını söylemekti. Bazen öğretmenimiz ona izin verir o da şarkıyı söylerdi. Bir gün neden yaptım bilmiyorum, o çocuk yine şarkıyı söyledikten sonra aynı onun söylemesini taklit ederek “Dönmelisin” şarkısını söylemeye başladım. Daha şarkının iki dizesini gülerek söylemiştim ki öğretmenim ile göz göze geldim. Yüzündeki o hayal kırıklığını, o üzüntüyü hala unutamıyorum. Bana hiçbir şey söylemedi. Sadece bir saniye öyle baktı. Ben o bakışın etkisini öyle derinden hissettim ki bir daha kimsenin taklitini yapmayacağıma, kimseyle alay etmeyeceğime (bilmeden dahi olsam) kendi kendime söz verdim. 

Bu yazıyı okuyan arkadaşlarım! Benim eğitim dönemimde, yani doksanlı yılların başlarında öğrencinin yanlışı için türlü türlü cezalar verilirdi. Ben bu anlattığım öğretmenimden bu cezaların hiç birini görmedim. Ama ondan önce de, ondan sonra da dersinde bulunduğum öğretmenlerden, şimdi tarif etmek istemediğim ceza yöntemlerine maruz kaldım. Ve bu cezaların hiçbirisi ile bir şeyin düzeldiğini görmedim. Ancak beni çok seven öğretmenimin sadece bir bakışı, “Caner bu sana yakışmadı” diyen bakışı bana ömür boyu yetecek kadar tesir etti. 

İşte gerçek bir öğretmen dersine girdiği öğrencisini nasıl edep ve ahlak yönünden yıkmadan, dökmeden iyileştirir, buradan anlayabilirsiniz. 

Zannetmeyin ki öğretmenimin davranışları sadece bana özeldi. O, tüm öğrencilerine bana davrandığı gibi davranıyordu. Ancak benimle olan özel durum; benim içimde bulunduğum şartları anlayıp buna uygun metotlar izlemiş olması ve peşi sıra benim yeteneklerimi geliştirmem için bana fırsat sunmasıydı. 

Beşinci sınıfı bitirip onun sınıfından mezun olduğumda, artık önlüğü çıkarmış ortaokul üniforması giymekteydim. Ancak hala onun öğretmenliğinin yüceliğini üstümde hissediyordum. İşler onun sınıfında olduğum gibi güllük gülistanlık gitmiyordu ama yine de onun hala bana desteği olduğundan eskisi gibi kırılgan değildim. Ne zaman karşılaşsak bana derslerimi soruyor ve öğütler veriyordu. 

Hatta bir gün yeni öğrencilerinin önüne beni çıkardı ve “Çocuklar! Bu abinizin dersleri çok iyi; Matematiği beş, Resmi beş, Türkçesi beş…, Onu örnek alın.” diyerek beni örnek bir profil olarak sundu. O zaman bir daha anladım ki ben, öğretmenimin verdiği emekler açısından örnek teşkil etmesi gereken bir çocuktum. Bu beni başarıya giden yolda inanılmaz derecede motive etti.  Böylece liseden, üniversiteye giden yolda, kendimi hocasına layık olması gereken bir öğrenci olarak görerek hareket ettim.

 Hayat insanı çok farklı yerlere taşır, insan yaşadığı her yerde bir değişimi de yaşar. Ben de 1999 yılında yaşanan deprem sonrası kendimi farklı şehirlerde buldum. Farklı yaşam şekillerine adapte oldum. Bu yıllarımda öğretmenimin bana kattıklarını hiç unutmadım. Birkaç kez onu bulmak istesem de kendisine ulaşabilmek nasip olmadı.

 Öğretmenim sadece ben değil pek çok öğrencisinin hayatına etki yapmış olduğundan, eski okulumun sosyal medya grubunda adı sevgiyle, minnetle anılıyordu. Mezun öğrenciler onun için sevgi mesajları yazıyorlardı. Böyle bir mesajın altına öğretmenimin oğlunun cevap yazması ile hiç vakit kaybetmeden kendisi ile iletişim kurdum. Yirmi yıl görüşmedikten sonra öğretmenimle bu vesileyle tekrar görüşür oldum. 

Son yedi yıldır hala onun sıralarındaki bir öğrencisi gibi öğütlerini dinliyorum, hayatta kat ettiğim aşamaları ona aktarıyorum. O uzun yıllardır emekli bir öğretmen ama aslında benim gibi nice öğrencisinin gönlünde aktif olarak öğretmenliğini yapmaya devam ediyor. Her zaman da yapacak.  

O bana hala diyor ki “Caner sen daha çocukken bunları başaracağını belli ediyordun, devam et. Özellikle de yazmayı bırakma.” Şimdi siz söyleyin; böyle bir öğretmenin öğrencisi olup nasıl üretmeden, hayata ve insana anlam katmadan durabilirim? Bu mümkün değil. İşte bir öğretmen insanın hayatını sadece dersine girdiği zaman diliminde değil sonrasında da nasıl aydınlatıyor görüyor musunuz? Ben aynı şekilde bu yazıyı okuyan herkese de onun öğretmenliğinin yansıyacağına inanıyorum; herkesin onu örnek almasını istiyorum. 

Yazımın sonuna gelirken öğretmenimin benim hatıra defterime yazdığı yazıyı ve benim onun için yaptığım şarkıyı paylaşıyorum. Öğretmenim Nazlıgül Erdem’in kıymetli ellerinden öperken Yüce Allah’tan ona uzun, sağlıklı, huzurlu ve sevdikleriyle birlikte bir ömür diliyorum.

3 Comments

  • Bayram K.
    Posted 21 Mart 2026 at 01:06

    Keşke herkesin hayatına böyle öğretmenler dokunabilseymiş. O zaman bugün çürüme denilen durum yaşanmazdı. Öğretmenliği sadece profesyonel bir meslek ve maddi kazanç kaynağı olarak düşünmeyen, yüzlerce insanın hayatını yönlendirebilecek potansiyelde bir mücadele alanı olarak görebilen öğretmenlere selam olsun.

    • Fergan
      Posted 21 Mart 2026 at 07:36

      18 yaşımda aynı böyle bir öğretmen ile tanışmıştım. Bu öğretmen benim hayatım için dönüm noktası oldu. Belki şuan olduğum kişinin tam tersi olabilirdim tanımasaydım. 3-4 sene sonra da sizi tanıdık siz de öğretmeniniz gibi insanların iyi yönde dönüm noktası olup yanında olan öğretmenlerdensiniz Caner hocam. İnşallah herkesin karşısına bu şekilde insanlar ve öğretmenler çıkar.

  • Yılmaz Yıldırım
    Posted 2 Ağustos 2026 at 15:35

    Yalnızca bilgi veren olmaktan öte, başöğretmenimiz Atatürk’ün veciz sözünde buyurduğu üzere “fikri, vicdanı, irfanı hür,” karakterli ve erdemli nesiller yetiştirmek için varını yoğunu ortaya koyan, genç cumhuriyetimizin fedakâr yurtsever öğretmenleri, sevgili Caner Tatlıcı öğretmenimiz gibi nice eserleri ile Türk’ün binlerce yıllık medeniyet mirasını sonraki nesillere, bugünümüze taşıyagelmiştir. Bundan sonra da Anadolu irfanını bilim ve teknoloji ile harmanlayıp gelecek nesillere taşıyacak olan öğretmenlerimiz gururumuz olmaya devam edecektir. İyi ki varsınız kıymetli öğretmenlerim. 💐♥️🙏🫡🇹🇷

Leave a comment