Skip to content Skip to sidebar Skip to footer

İnsan Yaşadığı Yeri Niye Sevmez

-Burada bir şey yok, niye burada yaşıyorsun?

-Ah kafam ah, keşke hiç gelmeseydim buraya?

-Ben de keşke burada doğmasaydım. Gidebilsem hiç durmam giderim ama imkan yok.

-Burada hayat mı var mı kardeşim, çoook pişmanım.

-Sen bir de bana sor. İnsanından, coğrafyasından bıktım artık.

-Burada bir ömür geçmez ben asla dayanamam.

-Ben de! Bunu düşündükçe içimi sıkıntılar basıyor.

 

Bu diyalog size tanıdık geldi mi? Pek çok insan ya yaşadığı şehir, coğrafya ya da ülkesi için bu sözleri kullanıyor. Ben bu sözleri söyleyip de bunun devamında hayatını değiştirebilmiş pek fazla insan tanımadım. Bence bir şeyden memnun değilsen ya o şeyi değiştirirsin, ya kendini değiştirirsin (bakış açın, eylemlerin, konumun vs.) ya da hayat sana yeni bir kapı açana kadar sabredersin.

Çok kolay söylüyorsun bunları diyebilirsiniz. Ama ben tersine göç etmiş bir ailenin evladıyım. Yani ailem 1950’lerde İstanbul’a göçmüşken, 1999 yılında yaşanan deprem sonrası Nevşehir’in bir kasabasına göçtü. Bu yazının konusu tersine göç olmadığı için bu durumun bende oluşturduğu değişimi sonraki yazılarımda size aktaracağım. Ancak ben sadece tersine göçü yaşamadım. Altı farklı şehirde yaşadım. İstanbul, Tekirdağ, Nevşehir, Konya, Kars, Samsun.

“İnsan yaşadığı yeri neden sevmez ya da neden sever.” bunu düşünecek çok vaktim oldu. Çünkü nereye gitsem orayı sevmeyen çok kişi gördüm ve bu yüzden aranan ve sevilmeye değer olan nedir diye çok kafa yordum. Sonra bir yeri sevebilenler ve orada bir ömrü orada yaşayabilenleri de görünce işte aklımda şu maddeler oluştu:

 

İnsan Bir Yeri Sevmez Çünkü:

 

Değer verdiği, mutlu olacağını düşündüğü şeyleri o yerde bulamamaktadır.

Sevdiği insanlar o yerde yaşamamaktadır.

Elde ettiği bilgi ve beceriler ile mesleki yeterlilikleri o yerde kullanamamaktadır.

Bilmek, öğrenmek, yaşamak istedikleri için o yer kendisine imkan sağlamamaktadır.

Bulunduğu yerdeki insan ilişkileri ve yaşam tarzı kendisine uymamaktadır.

Yaşadığı çağın güzel bulunan yerleri ile karşılaştırıldığında yaşadığı yer sönük kalmaktadır.

Sosyo-kültürel, sanatsal, bilimsel yönden yaşadığı yer çağın akışının gerisinde kalmaktadır.

Sağlık, beslenme, güvenlik ve kişiye özel ihtiyaçların karşılanması yönünden yaşadığı yer insana yetersiz gelmektedir.

Yukarıda yazdıklarıma başka sebepler de eklenebilir ancak genel şikayet konuları üzerinden maddeleri yazmak istedim. Devamı zaten bunlara benzer şeyler.

Ben bu yukarıda yazılan sebeplerin hepsinde haklılık payı olduğunu düşünüyorum. Bu tür sebepler bir insanın yaşadığı yeri kendisi için yaşanması güç bir hale sokabilir ve insan terk-i diyar eyleyebilir. Ancak gitmek ayrı bir şey, sevmemek ayrı bir şeydir. Gitmen gerekiyorsa, gidebilecek şartların varsa gidersin. Ama sevmemek, sevgisizlik başka! Gitmekle alakalı değil, gidememekle alakalıdır o yeri sevmemek.

Peki bir insan bir yeri neden sever? Çünkü:

O yerde geçmişe dönük güzel anıları olmuştur.

Dedesi, nenesi ile geçen çocukluğu ve geçmişin sıcaklığını o yerde hissetmektedir.

Atadan kalan bir bağı bahçesi, 50-100 yıllık ağacı vardır. O ağaç ya da ağaçların gölgesinde oturmak bile ona yetmektedir.

Yaşadığı yerde kalbine huzur veren insanlar ve mekanlar vardır.

Belki yaşadığı yer daha kırsaldır ve bu ona ağaç dikmek, toprakla uğraşmak, hayvanlarla meşgul olmak için imkan sunuyordur.

Belki daha sakin bir yerdir, kendi kafasını dinliyor, daha çok kitap okuyor, kendi kendine şarkı söylüyor, zamana yetişmeye çalışmamanın rahatlığını yaşıyordur.

Yine aynı sebeple giyiminden, ev düzenine, alışverişine kadar daha sade yaşayabilmek hoşuna gidiyordur.

Daha az kalabalık bir yerde yaşıyorsa yürüyüş ve bisiklet alışkanlığı onu mutlu ediyordur.

 

Mutlu olabilen ya da halinden memnun olabilen insanlar biraz garip insanlardır. Mutsuz insanın mutsuzluğu için bir sürü etkeni yazarsınız. İllaki o kişiyi mutsuz edecek etkenler bir araya gelir. Öte yandan bu halinden şikayetçi olmayan garip insanlar bir tane güzel sebep ile bir sürü olumsuzluğun içerisinde ayakta dururlar. Bu yüzden ben “adam yaşadığı yerde bisiklete binebiliyormuş.” Dediğimde “bu nasıl bir avuntu böyle!” şeklinde karşılık verebilirsiniz. Garipseseniz de böyle yaşayabilen insanlar var ve emin olun böyle insanların psikolojisi diğer insanlardan daha iyi.

İnsan bir yeri neden sevmez diye sorup maddeler halinde cevapladığımda yazılan maddelerde haklılık payı olduğundan bahsetmiş ancak bu maddelerin bir yeri sevmemek değil o yerde yaşamamak için sebepler olabileceğini de eklemiştim. Gidebilir ve daha iyi olacağını düşündüğünüz yer ve şartları elde etmeye çalışabilirsiniz. Bu sizin hakkınızdır ve yapabileceğiniz en iyi şey belki de budur. Ancak gidemiyorsanız, olduğunuz yere sizi bağlayan mecburi sebepler varsa o yeri sevmemenin ızdırabını kendinize yaşatmanın ne faydasını göreceksiniz?

Bağlı kaldığınız bir yerde uyandığınız her gün “Seni sevmiyorum” demeniz kendinizden başka kime zarar veriyor? Kimseye. Gidebilseydiniz gittiğiniz yerde daha iyi mi olacaktınız, yoksa daha sonra orası da sizin için değersizleşecek miydi? Her iki durum da söz konusu olabilir. Şimdiki bulunduğunuz yer de sizin ya da atalarınızın bir önceki yaşamak istemediğiniz/istemedikleri memleket yerine tercih edilmiş olabilir. İnsan hep bir yerleri bulunduğu yerden daha çok arzu eder. Bu durum bana insanın bu dünyadaki yersiz-yurtsuzluğunu anımsatır. Ben de bu yüzden konup, göçmeyi bir kararda durmaktan daha fazla sever ve insanın yaratılışına yakıştırırım.  Ama bir de hayatın insanı zoraki bir yerlere ve bir şeylere bağladığı dönemler olur. Şuan belki hepimiz böyle bir dönemden geçiyor olabiliriz. Sizlere değişimi ve değişimle gelecek iyileşmeyi en çok arzulayan kişi olarak sesleniyorum.

Her gittiğiniz yerde şikayetleriniz değişmiyorsa o zaman değişmesi gerekenler mekanlar değil sizsiniz! Belki kendinizi düzelttiğinizde her yer daha yaşanılır olacak. Neden olmasın?

Eğer bir yer başka bir yerden daha güzel ve imkanlar yönünden iyiyse orada yaşamış insanların emeği sayesinde bu durum gerçekleşti. Siz de bir yerleri olduğundan daha iyi hale getirebilirsiniz. “Seni sevmiyorum.” dediğiniz yere hiç gül dalı uzattınız mı? Hiç oraya bir fidan dikip büyümesini izlediniz mi?

Tanımadığınız hiçbir nesneyi sevemezsiniz. Tanışmak da görüşmek ve konuşmakla olur. Yaşadığınız yerin sokakları, patikaları, dereleri, tepeleri, çeşmeleri, anıtları, camileri, eski evleri, yaşlı dedeleri, neneleri, kedileri, köpekleri, kuşları, ağaçları sizinle tanışmak için bekliyor. Onlarla görüşün, konuşun, tanışın. Bakın yaşadığınız yerin soluk renkleri nasıl da canlanacak.

Sizin gibi yaşadığı yerden mutsuz insanlarla görüşme halindeyseniz o insanları birlikte etkinlikler yapmaya davet edin. “Birlikte ağaç dikelim, okullara yardım toplayalım, hayır işleri yapalım, spor takımı kuralım, müzik korosu oluşturalım, bilim ve deney ekibi kuralım.” Deyin. Eğer sizi ciddiye almıyorlarsa bir daha o insanlarla yaşadığınız yer ile ilgili fikir paylaşımına gitmeyin. Çünkü mutsuzluklarını paylaşmaktan başka bir şey yapmayı bilmeyenlerle umut ve iyilik paylaşılmaz. Umutlarınızı söndürür, iyi duygularınızı kötümserliğe dönüştürürler. Yine de bilmenizi isterim siz güzel bir işin başlatıcısı olursanız az da olsa size eşlik edecek insanlar mutlaka olacaktır. Ben buna yaşamımla şahidim.

Bulunduğunuz yer belki de hayattaki en önemli durak noktalarınızdan biri olacak. Yaşadığınız yer ve içinde bulunduğunuz şartlara olan küskünlüğünüz ile karşınıza çıkabilecek fırsatlara karşı algılarınızı köreltmeyin. Huma kuşu bir ürkek kuştur. Bazen insanların bakmaya tenezzül etmediği yerlerde yuva yapar.  Siz o yerlerde kendinizi geliştirecek sebepler oluşturursanız kısmetiniz ummadığınız anda belirir, hayat bunu çok defalar göstermiştir.

Son olarak şunu belirtmek istiyorum: İnsanın yaşadığı yeri garipsemesi, hep bir tatminsizlik ve aidiyetsizlik duygusu yaşaması genlerine kadar işlemiş fanilikten kaynaklanmaktadır. Nice ozanlar, aşıklar bu konuda söz söylediler, saz çaldılar. Onların bu yakarışlarını modern insanın memnuniyetsizliğinden ayıran onların arzularının maddiyat yönünden olmamasıydı. Maddiyat yönünden hep daha iyi imkanları arayan bizlerin feryadı bizi daha kötü bir hale sokarken o insanlar manevi güzelliğe olan hasretleri ile yaşamları boyunca yüceldiler. Bu yüzden insanlık onların geriye kalan eserlerinden bir manevi haz alıyor. Modern insan ise yaşadığı yere olan tatminsizlikle çırpındıkça yerini daha da katlanılmaz bir zindana çeviriyor. İnsan ruhu çok naif, hassas ve kırılgan. Yaşadığımız yer ve şartlara olan küskünlüğümüz ile bu ruhu onarılması güç tahribata uğratırsak daha iyi şartlara ulaşsak bile kendimizi ruhen toparlayamayacağız. Bu yüzden yaşadığımız yerleri hor görmeyelim. Sevgisizlik tohumunu ayağımızın dibine ekmeyelim. Ya güzeli arayıp bulalım, ya güzellik için bir sebep oluşturalım. Ben bu yazıları okuyan herkesin en güzel yerlere layık olduğuna inanıyorum. Belki bir gün güzel bir yerde bir araya geliriz. Görüşmek dileğiyle.

 

1 Comment

  • Bayram Karakullukcu
    Posted 31 Aralık 2024 at 21:16

    Bir adam vardı. Yaşadığı yeri sevmiyordu. Başka yere gitti. Orayı da sevmedi. Çünkü kendini de götürmüştü!

Leave a comment