Skip to content Skip to sidebar Skip to footer

An ya da Dem üzerine

An ya da dem insanın yaşamı algıladığı en kısa zaman dilimidir.

“Anı yaşamak” deyimini hayatın tadını çıkarmak olarak yorumlayanlar olduğu gibi hayatın her anının farkına varmak, farkındalığı hissetmek olarak yorumlayanlar da bulunmaktadır.

An ile anlamak sözcükleri arasında köken olarak bir ortaklık var mı bilmiyorum. Ancak yaşamın anlamlandırılmış haline an denilebileceği kanısındayım.

Eskiler bu yüzden dün gitti, yarın gelecek mi meçhul, an bu andır, dem bu dem. Diyerek insanın yaşadığı ana sahip çıkması gerektiğini vurgulamışlardır. Her nefes ile yeni bir an başlarken, insanın kendisini sabit bir varlık sanması andan kopuşuna neden olur. Bu yüzden sürekli üstünde durduğum hareket ile an mevhumu insanın varlığında birbiri ile bağlantılı şekilde algılanmaktadır.

İki örnek verelim:

1.

Bu şu’un, alem
Bisebat u bikıdem
Nerde Havva, Adem
Varsa aklın ey dedem

Dem bu demdir, dem bu dem!
Dem bu demdir, dem bu dem!

A’mak-ı Hayal Kitabı
Filibeli Ahmed Hilmi

(Bu iş ve oluşlar alemi, sabit ve kalıcı değildir. Nerede Havva ve Adem? Aklın varsa ey dedem; an bu andır, an bu an!)

Şeklinde çevrilebilecek ilk başta çok düz gibi gelen bu şiir aslında bir hakikate vurgu yapmaktadır. Alem sabit ve durgun değildir. Havva ve Adem buna misaldir. Aklını ver ki an bu andır.

2.

Hakk bir gönül verdi bana
Ha demeden hayran olur
Bir dem gelir şadan olur
Bir dem gelir giryan olur

Aşık Yunus

Bu şiir uzundur. “Dem” ya da “an” yönünden bakarsak, Yunus bütün sevinçlerin, üzüntülerin, hayranlıkların Gönülde meydana geldiğini ve anın burada yaşandığını vurgulamaktadır.

Şiirin devamında Aşık Yunus sürekli kendine verilen Gönlün bir dem başka bir hale, bir dem başka bir hale ulaştığı bir Hayret Makamında olduğunu izaha sığmaz dizelerle yazmaktadır.

Bu yazımda çok kısa andan bahsetmeye çalıştım.

Her anınızda gönlünüzün güzelliklerle dolup taşması dileklerimle.

 

 

 

Leave a comment