Sizlerle hep hareket üzerine paylaşımlarım oluyor. Bugün ise olayı çok farklı bir noktaya taşıyacağım. Biraz felsefeye gireceğim kafaları az karıştıracağım. Ancak sonuç güzel olacak.
Öncelikle hareket hareket diye vurguladığım şey kimi felsefecilerce olmayan bir şey. Adına zenon paradoksu deniyor. Buna göre aslında hareket diye bir şey imkansız çünkü karaket sadece farklı konumlarda bulunma anlarımızın birleşiminden ibaret. O zaman her konumda duruş sürelerimizin birleşimi hareketi ortaya çıkartıyor diye düşünülüyor. Bu benim için niye anlamlı geliyor da üzerine yazı yazma gereği duyuyorum. Müsaadenizle açıklayayım.
Çocukluğumdan itibaren felsefe kitapları okur, yaşadığım olay ve sözleri öğrendiklerimle mukayase etmeye çalışırdım. Bir gün Rahmetli Dedemle otururken bana şöyle dedi:
“Oğlum! Bir İnsanın bir görüşü olur.”
Bu kadardı tüm söylediği. Zaten gazete okuttururdu bana. Dinlerken bir laf patlatır, sonra vakit boşa gidiyor gibi devam ederdi dinlemeye.
Dedemin “Bir insanın bir görüşü olur.” sözü felsefe meraklısı bir çocuğu o gün girdabına aldı. Görüş neydi de bir tane olacaktı? Sahi görüş neydi.
O an şu çıkarımda bulundum: Bir insanın bulunduğu konumda elde ettiği bakış açısı ile algıladı onun görüşüydü.
O zaman görüş durduğun konuma bağlıydı. Bu sefer duruş önem kazandı zihnimde. Bir konumla oluşturduğun güçlü bağ idi duruş.
Kendi kendime “görüş sahibi olmak için duruş sahibi olmak lazım.” dedim.
Dedemin sözünü şöyle değiştirdim.
“Bir insanın bir duruşu ve bir görüşü olur.”
Peki bu çıkarım doğru muydu? Biraz düşününce anladım ki yorumlamana göre doğru, yorumlama şekline göre yanlıştı.
İnsan aynı “AN” da iki ayrı konumda birden duramayacağına göre aynı anda iki yerden birden bakış açısına sahip olup, gözlem yapıp, görüş belirtemeyecekti. Bu açıdan her anında tek duruşun ve buna bağlı tek görüşün olması kaçınılmazdı.
Peki zaman hücrelerimizin bile bir an önceki halinde kalmasına müsaade etmezken, her şey sürekli değişiyor, devran ediyor, o yüzden zamana devir, evrildiği için uzaya da evren deniyorken benim aynı konumda kalmam nasıl mümkün olabilirdi?
Değişim mutlak olarak hayatı ortaya çıkartıyor, bu anlık değişimler ile konum ve ona bağlı duruş değişiyor. Tabii ki duruşun değişimi ile görüş de değişiyordu. Bu değişim ancak birbirinden bağımsız konumlar üzerinden devam etmiyor, duruş ve bakış açın ile şekillenen istikametin ile zincirleme konumlar birbirine bağlanarak kendi içerisinde tutarlı bir şekilde bu “hareket” medyana geliyordu.
İşte yeniden harekete döndük.
Hareket vardır ve tüm iş ve oluşların canıdır. Meydana çıkış, algılanabilirlik ve bağlantı kurulabilirliktir hareket. Köklerinde konum, duruş, görüş vardır.
Bu yüzden duruşu algılamak ve bir duruş sahibi olmak, harekete geçmenin temelini oluşturur.
Bir insanın bir görüşü olması onun varlığı için tutarlı olandır. Ancak görüş her an değicektir. Çünkü zaman değişmekte, hareket görüşün sabit kalmasına müsaade etmemektedir. Sabit fikirli olmak ise benliğini zamanın dışına itmeye çalışmaktan başka birşey değildir.
