İstanbul’da 90’lı yılların kışları yoğun hava kirliliği altında geçerdi. Sokaklar boz bir zehirli dumanla kaplı, sabahları okula ağzımızı burnumuzu sarar giderdik. Böyle bir zamanda büyüyen biri olarak kendimi bildiğim andan itibaren solunum yolu hastalıklarından muzdaripimdir. Sağlık karnesi vardı çocukluğumuzda. Benimkisi dolmuştu. Faranjit, larenjit, sinüzit, bağdemcik iltihaplanması yıl içerisinde sürekli tekrarlardı. Bir de bunlara gribal enfeksiyonlar da eklenirse tamamen yatırırdı.
Üniversiteye başlayana kadar hayatımın pek çok aşamasına sekte vuran şey bu hastalık seyirlerimdi. Üniversiteye başladığımda da aynı hastalıklar devam etti ancak muayeneye gittiğim doktorların ısrarlı uyarıları beni derinden sarstı.
“Sigara içme!”
Oysa ben hiç sigara kullanmamıştım, daha sonra da kullanmadım. Ama doktorların beni sigara içen bir hasta gibi uyarıyor olmaları kafamı karıştırmıştı. Boğazıma bakan doktor, ya “sigara içme” diyordu, ya da “sigara kullanıyor musun?” diye soruyordu. Doktorlar sağ olsun Pasif İçici olduğumu sayelerinde öğrenmiş oldum. Ben çevremde sigara içenlerden fazla zarar görüyordum. Ancak en yakın çevrem dahil kimseye derdimi anlatamıyordum.
KBB hastalıklarım ve sigaranın bunu tetikliyor olması beni bir seçim yapmak zorunda bıraktı. Ya sigaraya katlanacak bu hastalıklarla boğuşmaya devam edecek ya da çevremi sigarasızlaştırmaya çalışacaktım. Ben sigara ile mücadeleyi seçtim ama bu mücadele sigaranın içinde yer aldığı bütün sosyal ortamlardan geriye itilmeme sebep oldu. Sigara bana sağlık açısından zarar verdiği gibi sosyal olarak da zarar verir olmuştu. Bir kere sigaradan uzak durdukça nefesimin açıldığını fark etmiştim. Bu yüzden vazgeçmemeye kararlıydım. Sağlıklı yaşam mecburiyetim için ilk gösterdiğim DURUŞ sigara ve sigara içenlere karşı oldu.
Sigara dumanından uzak durmak sene içerisinde hastalılarımda seyrekleşmeye sebep olsa da hala çok çabuk hasta oluyordum. Bunun sebebini araştırdığımda gördüm ki benim bağışıklık sistemim çok zayıftı. Çocukluğumdan itibaren içtiğim ilaçlardan, aldığım gıdalara, kaldığım odadan, giydiğim kıyafetlere kadar hepsi bağışıklığımı zayıflatıyordu. Bu yüzden bir hastalandım mı bir antibiyobik bitince aradan on gün geçmeden tekrar antibiyotiğe başlıyordum. Neredeyse bütün kışlarım böyle geçiyordu.
Bağışıklık sistemini ne güçlendirir araştırmaya koyuldum. Probiyotikler ilk başta ilgimi çekti. Ardından şifalı bitkiler. Bir şeyler öğrenmeye başlamıştım ama hala bir DURUŞ haline gelmemişti. Ta ki 2009 yılında Türkiye’de Domuz Gribi salgını başlayana kadar. O salgın zamanında insanların sağlık konularını ciddiye almaya başlamaları beni daha da kararlı hale getirdi. Artık daha sağlıklı bir birey olabilmek için değiştirebilme imkanım olan ne varsa değiştirecektim.
İlk kolayı çıkardım hayatımdan, fastfoodları sınırladım, 3 ü 1 arada kahve içmeye son verdim. Gereksiz ilaç kullanımı yapmamaya karar verdim. Kefir, ekinezya çayı, boza, kekik, karanfil, tarçın, yumurta, sarımsak, sirke gibi besinleri daha çok tüketir oldum. Yeterli su içmeyi kendime hatırlatır oldum. Et ürünlerinde paça çorbası, incik, gerdan yemeye yine 2009 sonrasında başladım.
Temiz havanın önemini anlayınca odamda daha az vakit geçirip kendimi taze havası olan yerlere attım bol bol. Güneş görmeyen yerde oturmayacağıma kendime söz verdim. (Çünkü çocukluğum kuzey cephe evlerde geçmişti.) En sıcak memleketlerde bile güneşe bakan daireleri tercih eder oldum. Sporun egzersiz kısmını daha çok önemsemeye başladım. İskelet-Kas sistemime fayda sağlayacak egzersizleri günlük rutinime ekledim.
Hepsiyle beraber inancımı yüksek tuttum. Derdimi, sıkıntımı hep Allah’a arz ettim. İşte bu aşamadan itibaren DURUŞ bende oturmuştu.
Yaptıklarımın etkisini 3-4 yıl sonra görmeye başladım. Artık çocukluğuma nazaran daha az hastalanan daha çabuk toparlanan birisiyim. Korona salgını dönemine eğer bu duruşu kazanamadan girmiş olsaydım muhtemelen bu yazıyı okuyamayacaktınız.
Yazımın son paragrafında şunu belirtmek isterim: Benim gibi sağlıklı yaşama mecburi olarak geçmiş çok insan var. Pek çok insan da toplum ve çevrenin etkisi ile bu dönüşüme başlayamıyor. Çevreniz sizin iyi olacağınız alışkanlıkları kazanmanıza mani oluyorsa, üzgünüm ama o çevre aslında sizi sevmiyor, sizin iyiliğinizi istemiyor demektir. Hayatınızın kıymetini bilin. Sağlığınıza sahip çıkın. Değişimi öncelikle fazlalıkları terk ederek başlatın. Dünyanın bu konuda DURUŞ sergileyen insanlara ihtiyacı var. Duruşunuz ile sadece kendinizin değil, bir kıvılcım bekleyen pek çok insanı da bu konuda etkileyebilir ve sağlık, iyilik, şifa için vesile olabilirsiniz.
Mehmet Caner Tatlıcı
