Madalyonun birinci yüzü teknoloji ürünleri ve buna bağlı sistemler
İçinde bulunduğumuz çağın değişim hızı kontrol edilemez bir hal aldı. Kullandığımız teknoloji ürünleri ve buna bağlı sistemlerin etik kısmı toplumda belirlenmeden önümüze atılıyor. Biz bu ürün ve sistemlerin deneme tahtası mıyız? Gönüllü kobayı mıyız düşünen yok! Oysaki bu gelişimlerin bir uygulama etiğinin oluşması, bunun bazı kurallara bağlanması beden-ruh sağlığımız ve kişisel-toplumsal güvenliğimiz için önemli.
Bu durumdan en çok da çocuklar etkileniyor. Daha büyüme çağlarının erken evrelerinde bizimle birlikte onlar da bir kobaya dönüştürülüyorlar. Hatta yetişkinlerden daha çok hedefe konuyorlar. Sürekli duyduğunuz yanlış bir söz var: “Günümüz çocukları teknolojiyi nasıl da hızlı kapıyorlar.” Bir maharetmiş gibi aktarılıyor. Ancak olumsuz öğeleri de bizden daha hızlı kaptıkları göz ardı ediliyor.
Teknoloji ile mesleki olarak içli dışlı bir insan olarak sizlere bu konuda uyarımı yapmak istiyorum. Mevcut teknoloji araçları ve sistemlerinin kullanım etiği, yazılı kuralları, sınırları ve yaptırımları henüz dünyada netleşmediği bir zamandan geçiyoruz. Marie Curie’nin radyoaktif maddelerin tesirini bilmeden yaptığı deneyler gibi teknolojiyi deneysel şekilde yaşıyoruz ve çocuklarımıza yaşatıyoruz. Bakın bu çağın üzerimizde kesinlikle yan etkileri olacak ve ileriki nesiller bizi ve çocuklarımızı inceleyecekler. Tıpkı bir denek grubunu inceler gibi. Belki de hayret edecekler cahil cesaretimize. “Çocuklarını yani dedelerimizi teknoloji bağımlısı yapmışlar, radyoaktif kanserojen ışın ve dalgalarına hep birlikte bilinçsizce maruz kalmışlar, uyku ve dinlenme alışkanlıklarını bertaraf edip biyolojik saatlerini bozmuşlar, yetmemiş doğal besin kaynaklarını yok edip, laboratuvar ortamında üretilen suni besinlerle vücutlarını zehire boğmuşlar, doğalla çözemediklerini yapayla çözeceğiz sanıp daha da beter etmişler!” Diyecekler. Bu sözlerin söylendiği günler geldiğince bizim çağımızın insanlığa verdiği tahribat düzeltilmiş olacak mı yoksa daha mı kötü olacak bilemiyorum. Sadece iyilik için bir umutla uyarı ve hareketimi sürdürüyorum.
Madalyonun ikinci yüzü teknoloji çağında artan bağımlılıklar ve zararlı alışkanlıklar
Burada çok önemli bir hususu daha vurgulamak istiyorum: Tüm aileler kendi çocukları için az çok bir kaygı yaşıyorlar. Yani “çocuğum bu çağın zararlarından etkilenmesin, sağlıksız birey olmasın, sosyal medya ağlarında kişiliğini yitirmesin, sanal bir kişiliğe bürünmesin, elinde tuttuğu telefonun-tabletin esiri olmasın …vs.” uzar ama konu sadece teknolojik ürünler ve teknoloji üzerine kurulu sistemler değil. Eskiden beri insanlığın zaafı olan bütün anlık keyif vericiler teknoloji çağında yerlerini çok hızlı aldılar. Yani artık uyuşturucuya, kumara, fuhuşa bulaşmak bir telefon-tablet kadar size ve çocuğunuza yakın. Keza şiddetin her türlüsünü öğrenmek, kendine ve başkasına zarar vermek için de bu teknoloji rahatlıkla bir araca dönüştürülebiliyor. 50 sene öncesine göre insanlığın özgürleşmesi barbarlık ve vahşilik yönünden gerçekleşmiş durumda diyebiliriz. İnsanlığın bu ruhsal çöküşü de kesinlikle gelecek nesillere yansıyacaktır.
Peki biz ne yapıyoruz?
Sadece aman benim çocuğum bundan etkilenmesin kaygısındayız. Koca bir insan medeniyeti hep beraber uçuruma doğru yuvarlanırken aman benim çocuğum yuvarlanmasın fikri ne kadar anlamlı geliyor sizlere bir düşünün lütfen.
Ben size gördüğümü, yaşadığımı söyleyeyim. Bilinçli ve çocuğunu yukarıdaki etkenlerden koruma konusunda kararlı pek çok aile toplumun gidişatı karşısında birer birer yeniliyor. Çünkü iyi bir azınlık olmanız, o kadar olumsuz etken karşısında güçlü kalmanızı sağlamıyor. Çocuğunuzu korumaya çalıştınız ama çocuğunuz girdiği her ortamda yalnızlaştırılıyor, ötekileştiriliyor. Çocuğunu sanal alemden, online oyun ve platformlardan koruyan, küfür, hakaret, zorbalık gibi davranışlardan sakınan, alışkanlık yapan yapay çöp yiyecekleri sofrasına koymayan, sigara, alkol ile tanıştırmayan bir aile olmak istiyorsanız size toplumda “sıkıntılı ebeveyn” yaftası yapıştırılıyor. Maalesef üzülerek belirtmek isterim ki çocuğunuzun okul ortamı ile bu yaftalama ile mücadeleniz daha çetin bir hal alıyor. “Bırakın çocuğunuz da yapsın, bırakın çocuğunuz da alışsın, çocuğunuz da yapacak, görecek, hep sakınamazsınız!” gibi sözlerle karşılaştığınız da hayretler içerisinde kalıyorsunuz. Toplumu bu düştüğü çukurda görmekten çok mu memnunsunuz ki çocuklarımızın da buna alışmasını istiyorsunuz. Ya da ebeveynlere güncel şartlara alışmanın sonucunda nasıl bir iyilik ve başarı vaat ediyorsunuz? Benim gördüğüm kadarıyla çocukları olduğu haline bırakma yöntemi çoktan çöktü ama üzerine vazife almaktan korkanlar bu konuyu bir süre daha ört bas etmek istiyorlar. Ben yine de bu konuyu sürekli ortaya dökmeye devam edeceğim. Çünkü bu kadar çocuğun ve onların oluşturacağı yakın çağın vebalini üzerime alamam.
Ben burada çözümün birinci ve en önemli adımını çocuğum demek yerine çocuklarımız diyerek hareket etmek olduğunu görüyorum. Benim çocuğum için istediğim iyilik tüm çocukları kapsayan bir iyiliği dönüşmek zorunda. Bilinmeli ki “Diğerleri ne hali varsa görsün. Ben çocuğumdan mesulum.” şeklinde bencilce bir düşünce her ailenin kendi endişesi içerisinde boğulmasına sebep olacak ancak hiç bir sorunu çözmeyecektir. (Tıpkı koca bir orman yanarken bir fidanı korumaya çalışmak gibi)
Bu yüzden çocuğunu düşünen her ailenin toplumsal görevlerini daha fedakarane yerine getirmesi gerektiğini bu yazıda belirtmek istiyorum. Çocuklar birlikte oyun oynayacaklar, gülecek, eğlenecekler gerekirse aileler bunun için gerekli ortamı hem tesis edecek hem de oralarda güvenli bir ortam için göz kulak olacaklar. Kimse çocukların arasında, gözü önünde sigara içilmesine müsaade etmeyecek. Gerekirse gidip uyaracak. Okulların etrafında gözü şaşı bakan kuş bile uçurulmayacak. Üstüme vazife değil nasıl olsa benim çocuğum bundan etkilenmiyor denmeyecek. Teknolojiye bağımlı kalmadan eğlenilebilen ortamlar oluşturulması için ilgili kurum ve kuruluşlarla bir kerelik değil, sürekli temas halinde olunacak. Yapılabilirse ilgili kurumlarla birlikte hareket edebilecek mahalli aile heyetleri oluşturulacak. Bir çocuğun, bir ailenin sıkıntısı o mahallenin içerisinde çözüm gerektiren bir durum olarak görülüp herkes üzerine düşeni yapacak ya da yapabilecek mercilere ulaşacak. Bu söylediklerim geleneksel mahalle kültüründe zaten olan şeyler, bu tepkileri veren aileler de zaten bu mahalle ortamında geçmişte hep bulunmuş aileler olarak önümüzde örnek olarak duruyorlar. Yani bu yazılanlar imkansızlar değil, mümkün olduğu geçmişteki örneklerle sabit olanlar.
Ortada bir vebal var ve bu hepimizin boynuna. Modern dünyanın şartlarında her ailenin çocuğuna yetecek zamanı da, hali de, imkanı da olmayabilir ama birlik olup bu çocuklara hep birlikte sahip çıkmaktan başka çaremiz yok. Onlar bizim yarınlarımız. Dertlerini paylaşmayarak yarınlarımızı bilmeden karartıyoruz. Bizlerden çocuklarımız uzaklaşırsa, bizlerden destek, ilgi ve sevgi bulamazlarsa gidecekleri yer sanal ortamlar, sahte karakterler ve onların karanlık çukurları olacaktır. Allah bizi bundan muhafaza etsin. Bize de akıl fikir ve harekete geçecek güç dirayet ihsan etsin.
Benim açımdan emeklerimin en yoğun olduğu alan gelecek nesillere fayda sağlanabilecek projeler üretmek. Yazılarımdan, Spor Organizasyonlarıma, farklı kurum ve kuruluşlarla yaptığım çalışmalara bu konuda gücüm yettiğince mücadeleye devam etmeye kararlıyım. Sizleri de çocuklarımızın geleceğini güvence altına almak hususunda göreve davet ediyorum. Eğer bilinçli ebeveynler ve çocuk sevgisini kalbinde önde tutanlar olarak harekete geçersek çocuklarımızı teknoloji ve onunla ilişkili kötü alışkanlıklar ve kötü insanlardan korumak için yerelden genele ulaşacak bir algıyı tetikleyebiliriz. Yarınlarımız için bugün geç kalmayalım. Çocuklarımıza aydınlık yarınlar bırakalım.
