Şu kısa ömrümüzde çalışıp bir şeyler üreterek hayatımızı devam ettiriyoruz. Üretim belki de hayatımızın her alanına yansımış durumda. Ama bir de bunun tersi var. Üretememe! Bir kısır döngü içerisinde sıkışma ve üretemenin sancısını yaşama. Eğer üretememek insanın hedeflediği alanda kapasite eksikliğinden kaynaklanıyorsa burada çoğunlukla bir sancı değil bir boşvermişlik ve umutsuzluk duygusu oluşuyor. Ama eğer insan kapasitesi olduğunu düşünüyor, kendinde bununla ilgili öğeleri görüyor ve buna rağmen üretemiyorsa bu sefer bu durum insanın içinde bir sancıya neden oluyor.
Üretememenin sancısını yaşamıyorsanız, çok fazla bu yazıda size aktarabileceğim bir şey yok. Kısa ve öz: Bilgi ve gelişim yolunda eksikliğiniz sizi üretememeye götürüyor ve bu konuda farkındalığınız henüz oluşmamış. Farkı fark edin ve bilgi ile donanıp kendi atılımınızı gerçekleştirin. (Başka bir yazımı bu konuda daha ayrıntılı sunacağım)
Eğer bilgi ve donanımınız ile belirli bir aşamaya geldiğiniz halde üretim aşamasına geçmiyorsanız işte orada Üretememe Sancınız başlıyor demektir. Bu kesinlikle kötü bir şey değil. Eğer sancınız ile yüzleşir ve yöntemlerinizi güncellerseniz yeniliklerin doğumunu görebileceksiniz, sabırlı ve dirayetli olun.
Çoğu zaman bu aşamada göz ardı edilen bir şeyleri sizlerle paylaşmak istiyorum:
Hayatınızın o zamana kadar size sundukları,
Her türlü yaşanmışlık, daha önceden düşünülüp üstüne gidilmemiş fikirler,
Zaman ve emek verdiğiniz tüm işler,
Belirli bir aşamaya gelmiş ya da tamamlandığı düşünülen ama daha da geliştirilebilecek projeler,
Kendinizi içinde iyi hissettiğiniz ve motivasyonunuzu artıran olay ve durumlar ile ortaya çıkanlar,
Tüm bu ve benzerleri ile üretim sancınızı tekrar yorumlayıp üretim sürecinizi olgunlaştırabilirsiniz. Burada bir yanlış algıdan da bahsetmek istiyorum: Her işinizin benzersiz ve birbirini tekrarlamayan şekilde gelişmesi zorunluluğunu hissediyor olabilirsiniz. Oysaki hayatın doğal akışı gereği birbirini tekrar eden işler birlikte gelişerek benzersiz bir yapıyı zorlama olmadan ortaya çıkarmaktadır. Yani sizin kendi benzersizliğinizi aramanıza ve her konuda kendinizi bu anlamda zorunlu hissetmenize gerek olmaksızın devamlı bir üretim kendi benzersizliğini zaten meydana getirecektir. Bir işinizin diğerine benzemesi o işin yine sizin işiniz olduğunu ve sizin de dünyadaki eşi benzeri olmayan bir insan olduğunuzu değiştirmeyecek; yine üretenin benzersizliği ürettiğine yansıyacaktır. Bu yüzden kendinizle yoğrulmuş her şeyi insani üretim sürecinize aktarmaktan korkmayın, çekinmeyin.
Ürettiğiniz her şey için yoğun bir emek, mesai, fikir, enerji, para ortaya koydunuz. Sonuçta üretiminizin tüm aşamaları ve çıktısı sizin için bir hazine gibi değerli olmalı. Yeri geldiğinde tekrar tekrar yeniden üretim aşamalarına bunlar dahil olabilmeli ve değerlerinizi daha değerli hale getirmelidir. Üretim sonucunda ortaya çıkan şeyi bir materyal olarak kabul edersek, materyalden materyal üretebilmek sizin için paha biçilmez bir yöntem olarak her zaman kullanılabilmelidir.
Bazen üretememe sancısı içerisinde insan gözünün önünde olan şeyleri göremeyip çok uzaklardan bir çözüm arayabiliyor. Böyle zamanlarda bir soluklanıp ben kimim ve neler yaptım, neler gördüm? Şeklinde öz değerlendirmenize dönüş yapmanız görüş derinliğinizi artıracak ve çözüm arayışınızı belki de daha kolay bir hale getirecektir. Burada “görüş derinliği” deyimini özellikle kullandığımı da belirtmek isterim. Çünkü “bakış açısı”, “geniş açılı bakmak” gibi deyimler ile olaylara büyük bir çerçeveden bakmak vurgulansa da çoğu zaman görüş derinliğinin öneminin yadsındığını fark ediyorum. Yani kendi en yakınınızdan başlayarak ufka doğru katmanları birleştiren bir bakış açısı çoğu zaman geniş bakmaktan daha fazla önemli ve kararlı bir bakış açısı olarak algılama sürecimizi desteklemektedir. Böyle bir durumda görüşümüzün en dip kısmında üretip ayak ucumuza bıraktıklarımız olduklarını fark etmeliyiz. Göz, gez, arpacık şeklinde bir benzetmeyle gezin yakınlarında ürettiklerimiz var ancak biz onu görmeden arpacığı hedefe yöneltip vuramayıp hayıflanıyoruz. İşte derinliğimizdeki sonuç, başarı ve üretilmiş materyallerimiz bu kadar başarı için önemli bir faktör sunuyor bizlere.
Somut örneği sizlere kendi çalışmalarımdan aktarmak istiyorum:
Uzun yıllar savunma sanatları üzerine çalışma yaptım ve bu konuda uzman eğitmen seviyesine geldim. Bu konudan bağımsız olarak tarih ve edebiyat konularında ufak yaştan itibaren okumalar yapmaktaydım. Savunma Sanatları temalı bir proje üretmek için arkadaş çevresi ile bir araya geldiğimde bu konu için uzaklarda hiçbir şey aramama gerek olmadan “Alp Buyruğu” isimli iki kısa filmin senaryosunu hazırladım. Öyle ki 2016 yılında yazmış olduğum bir öyküyü bu kısa filmlerin temeline yerleştirdim. Kısa filmlerden birinin müziğini yaparken daha önceden yaptığım bir bestemi yeniden düzenledim, ayrıca bunların peşine başka bir müzik çalışmamı da bu çalışmaların üzerine devam ettirdim. Şimdi geriye dönüp arkada yarım kalmış ve bu grupla birlikte büyüyebilecek çalışmalarımı üretiyorum. Bu çalışma şeklime de sarmal üretim yöntemi adını verdim. Bu yöntem ile sadece materyalden materyal üretmiyor, birbirini olgunlaştırabilecek tüm öğeleri birlikte kullanarak üretimi sarmal şekilde devam ettiriyorum. Bu üretim şekli bana hem imkanlarımı etkin bir şekilde kullanma fırsatı verirken, üretememe sancısını hissettiğimde yeni kapıları peş peşe açmamı da kolaylaştırıyor.
Materyalden materyal üretimi ve üretimi, üretimle büyütmek insanın kendini ve hedeflerini bir bütünün parçası halinde değerlendirebilmesi için çok faydalı bir metot. Bu metotu hayatınıza katıp, uygulamanızı tavsiye ederim.
