Hiç fark ettiniz mi? Geçmişle ilgili yaşanmış olaylardan çok insanlar, geçmişten gelen duygulara daha fazla bağlanmışlık gösteriyorlar. Bir insanın çocukluğu ile ilgili bir olayı sorduğunuzda detaylara giremese de şöyle korkmuştum, böyle heyecanlanmıştım, çok üzülmüştüm gibi duygu durumlarını ortaya koyarak yaşananları dile getiriyor. Geçmişteki anılar önce hafızanın gerisine atılıp ardından yavaş yavaş soluklaşırken anılardan geriye onlarla anlam bağlantılarını devam ettirdiğimiz duygular kalıyor. Maalesef bu anıları zihnimize bağlayan duygulardan üzücü ve yıkıcı olanlar ruhumuzu daha çok etkisi altına aldığından daha fazla zihinde yer ediyor. Mutluluk ve huzur ile bağdaşan anılar ise aynı şartlar içerisinde daha çekinik kalarak zihnin içinde zamanla değerini yitiriyor. Bu yüzden insanın iyi anılarını vefalı bir dost gibi daha çok hatırında tutması ve onlara sadakat göstermesi lazım. Yoksa olumsuz hisleri depreştiren anılar her an zihnimizi karartarak bizi bir kederli geçmiş senaryosu içerisine hapsedebiliyor.
Özellikle geçmişteki olumsuzluklara olan takıntının yaşanan iyi zamanlara olan bağlılık yerine kötü zamanların etkisini sürekli zihinde sürdürme ve yenileme üzerine kurulu olduğunu görüyorum. Günümüzde insanlar geçmişlerini, geçmişlerindeki olay ve kişileri kendi içlerinde bağışlayarak bu olumsuz duygu sarmalından çıkmaya çalışıyorlar. Bu terapi yönteminin işaret etmediği bir yandan sizlere bahsetmek istiyorum.
Yaşanan olayların kişinin zihninde yıkıcı duygularla kodlandığı geçmiş zaman ilizyonu!
Geçmişindeki yaralardan ve takıntılardan bahseden pek çok insanda gördüğüm bir durum kişilerin geçmişte yaşanan olayları ve bu olaylarla ilgili kişileri yaşanan zamankinden daha karmaşık bir olumsuz duygu yumağı ile kendilerine bağlamaları ve bu bağlantıları yaşamlarının devamındaki tüm olumsuzluklarla birleştirerek ruhlarına kara bir duvar örmeleri.
Şöyle bir örnek verelim: Aynı mahallede büyümüş iki insan var. Aralarında 5-6 yaş farklılık olsun. Biri 9 yaşındayken diğeri 4 yaşındayken bu çocukların arasında çocuksu bir kavga yaşanıyor. 9 yaşındaki çocuk olayı unutuyor. 4 yaşındaki çocuk ise o gün yaşanan olayı unutamıyor. 4 yaşındaki çocuğun annesi de olaya müdahil oluyor ve çocuğuna diğer çocuğu kötülüyor. İki çocuk da büyüyorlar ama küçük çocuğun zihninde diğer çocuk kendisine “hep” kötü davranırdı şeklinde kalıyor. Yıllar geçiyor. Mahallede oyunlara katılamadığı zaman gösterdiği bir çekingenliğin bile o çocuktan kaynaklandığına inanıyor. O olayla bağlantılı olmayan ama benzerlik kurabileceği bir başka bir üzüntüsü varsa o olayı da duygusal olarak o çocukla olan anılarına ekliyor. Belki bu çocukluk zamanlarında büyük çocukla pek çok iyi anısı da oluyor ama iyi anılar çekinik kalırken duygusal anlamda daha baskın olan anı hepsinin üstüne çıkıyor. Aradan yıllar geçiyor aynı mahallede yaşayan iki yetişkinden yaşça küçük olan diğerinden adeta nefret ediyor. Şimdi burada bağışlanması gereken kim? 9 yaşındaki çocuğun dünü ve bugünü mü? Yoksa o çocuk üzerine kurulan olumsuz duygular mı?
Örnek üzerinden giderek geçmişten bugüne taşıdığımız karanlık duyguların bizde nasıl bir geçmiş zaman ilizyonu oluşturduğunu açmak istiyorum.
Yazının başında da belirttiğim gibi çoğumuzun geçmiş zaman anılarının büyük bölümü duygusal kodlardan oluşuyor. Duygular ise hayatın somutluğu gibi sabit değil sürekli değişkenler. Soyut bir kavram olan duygularımızın içten ya da dıştan değişime uğraması (kimi zaman da manipüle edilmesi) ile yaşanan olaylarla ilgili zihinde kalan anıların anlamları da değişebiliyor. Örneğin 4 yaşındaki bir çocuğun arkadaşlarıyla çok mutlu geçirdiği bir gün yıllar sonra aklında çok kötü bir gün olarak hatırlanabiliyor. Hatta o günün tamamı unutulmuş geriye sadece kötü bir anı ve onun duygusal izleri kalmış olabiliyor. Bu nasıl olabiliyor? Geçmiş de yaşanan olayı tetikleyen bir etken ile kişi zihninde o anı yeniden düşünüp kurmaya başlıyor. Bu yeniden kurma kısmında kişi aslında emin olmadığı zanlarını anıların içerisine dahil ediyor ve bu zanların birleşiminden oluşan vehim dediğimiz duygu ile anıyı kendi ruhsal yansımasına uygun bir hale dönüştürüyor. Zaman zaman hayallerinde bu anı yeniden yaşarken olayın tüm öğelerini hayal dünyasında yargılamaya devam ediyor. En sonunda anılarındaki tutarsızlıkları yeni bir Yanılsama Geçmiş üzerine oturtup kendine karanlık bir geçmiş hatıralar yığını oluşturuyor.
Buraya kadar anlattığım konunun tahlilidir. Konunun patolojik boyutu ise uzmanların alanına girmektedir. Bu yüzden ben sadece geçmişten bu güne sizi oluşturan, dönüştüren, kimi zaman iyiye, kimi zaman da kötüye yönlendiren baş etkenin zihninizin içinde yer aldığını size göstermek istiyorum. Dışarıda ve geçmişinizde bağışlanacak şeylerden önce duygularınızın ruhunuza “bağ”lanmış “bağ”ları “bağ”ışlayın. Zanlarınız, kuruntularınız üzerine bir geçmiş hayal edip insanların ve olayların negatif yansımalarını benliğinize yük etmeyin. Arayan her şeyde bir kötülük bulur ancak iyilik olmasa hiçbir şeyin var olma ihtimali yok. Bunu anlamak lazım. Ancak bir rahmet ile diri ve ayakta olduğumuz için iyiden ve kötüden haberdarız. Zıtlar ile ortaya çıkan bu dünyada duygularımızı karanlıktan aydınlığa yönlendirmenin yolunu bulamadan insan olarak varlığımızı anlamamıza imkan bulunmayacaktır.
Yazıma Kur’an-ı Kerim’den iyilik ve zan üzerine ayet mealleri ile son veriyorum:
Al-i İmran/133-134-135 Ayetler: Rabbinizin bağışına, ve genişliği göklerle yer arası kadar olan, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için hazırlanmış bulunan cennete koşun. (133) Onlar bollukta ve darlıkta Allah yolunda harcayanlar, öfkelerini yenenler, insanları affedenlerdir. Allah iyilik edenleri sever. (134) Yine onlar, çirkin bir iş yaptıkları, yahut nefislerine zulmettikleri zaman Allah’ı hatırlayıp hemen günahlarının bağışlanmasını isteyenler -ki Allah’tan başka günahları kim bağışlar- ve bile bile, işledikleri (günah) üzerinde ısrar etmeyenlerdir. (135)
Fussilet/34-35 Ayetler: İyilikle kötülük bir olmaz. Kötülüğü en güzel bir şekilde sav. Bir de bakarsın ki, seninle arasında düşmanlık bulunan kimse sanki sıcak bir dost oluvermiştir. (34) Bu güzel davranışa ancak sabredenler kavuşturulur. Buna ancak (hayırdan ve olgunluktan) büyük payı olanlar kavuşturulur. (35)
Mücadele/9. Ayet: Ey iman edenler! Siz başbaşa gizlice konuştuğunuz zaman, günah, düşmanlık ve peygambere isyanı konuşmayın. İyilik ve takvayı konuşun ve huzuruna toplanacağınız Allah’a karşı gelmekten sakının.
Hucurat/12. Ayet: Ey iman edenler! Zannın bir çoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah tövbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir.
Necm/28. Ayet: Halbuki onların bu hususta hiçbir bilgileri yoktur. Onlar sadece zanna uyuyorlar. Şüphesiz zan, hakikat namına hiçbir şey ifade etmez.
Yunus/36. Ayet: Onların çoğu ancak zannın ardından gider. Oysa zan, hak namına hiçbir şeyin yerini tutmaz. Şüphesiz Allah onların yapmakta olduklarını hakkıyla bilendir.

1 Comment
Ahmet
Kalemine sağlık üstadım. Perspektif kazandıran bir yazı olmuş.