Skip to content Skip to sidebar Skip to footer

Kutsal Meslek Kavramı ve İşini Kutsallaştırmak

Dünyada herkesin bir geçim kapısı var. Bir mesleği icra edip sağladığımız kazançla yaşamımızı devam ettiriyoruz. Geçimimizi sağladığımız mesleğimizi öğrenmek ve mesleki şartlarımızı düzenlemek de o kadar kolay bir süreç değil. Meslekten mesleğe en az iki yıldan başlayıp, ustalığına, uzmanlığına göre 8-10 yıla kadar bir mesleğin geçim kapısına dönüşme süreci var. Geçim kapısı diyorum çünkü meslek bu kadar verilen emeğin neticesini pek de yansıtmıyor. Arapça yol, yöntem gibi anlamlara gelen (süluk: yol ile kökteş) meslek biraz da hangi yolu tutturmuş gidiyoruz ona işaret ediyor. Elbette sözcüklerde zaman içerisinde anlam kayması ve anlam daralması olduğu gibi meslek dediğimizde de artık herkesin aklına geçimi sağlamak için yapılan iş geliyor. Bu yüzden meslek sözcüğü üzerinden ilerleyerek yazıma devam edeceğim.

Öyle az bir zamandan bahsetmiyoruz. Haftanın beş ya da altı günü günümüzün yarısına yakını bir mesleki faaliyetle geçiyor. Çocukluğu ve yaşlılığı bir kenara ayırsak bile her insanın ömrünün en az üçte biri bilfiil meslek kollarında çalışarak geçiyor. Binbir çeşit meslek kolunun her birinde çalışan insanlar birlikte toplumsal bir mekanizmayı ayakta tutuyorlar. Bir mesleğin bir diğerine göre daha kıymetli görülmesi durumu ise çok karmaşık bir konu. Aslında daha az kişinin yapabildiği ve buna rağmen daha fazla ihtiyaç konusu olan meslek dallarının değeri diğerlerinin önüne geçiyor ama bu arz talep dengesizliğini neler tetikliyor, neler ortaya çıkarıyor bunun her çağda net açıklamasını yapmak mümkün değil. Hani ekranlarda gördüğümüz dizilerin reytingi gibi kimi ve neyi esas aldıkları zaman zaman tam da belli olmayan(!) beğenilme oranlarının benzerini meslekler arasındaki kıymetlendirmede de görüyoruz.   Mesleklerden elde edilen kazanca göre o mesleğin talep görmesi gayet normal bir durum ve hangi geçim kapısı diğerlerine göre daha kolay açılıp kapanıyorsa o kapıyı tutmaya çalışmak hepimizin maddi olarak mecburiyeti. Ancak bir de maddi kıymetten öte mesleklere biçilen manevi değerler söz konusu. Burada ipin ucunun kaçtığını görüyorum.

Bir “Kutsal Meslek” deyimi söylenip gidiyor. Yaptığı işin önemine bir de kutsiyet ekleniyor. Nedir kutsal olmak? Kısaca Yaratan tarafından bahşedilmiş bir sınıf/rütbe ve bununla kazanılan manen saygınlık hali.  Peki meslek kutsalsa? O zaman da Yaratan tarafından verilen bir görevi yerine getirmek anlamı ortaya çıkıyor. Öyle ya görev de Tanrı Vergisi olursa görevi alan da boş insan olmasa gerek. O da bir seçilmiş insan durumuna bürünüyor. Tabii ki Kutsal Meslek derken kimse bu kadar derini düşünerek söylemiyor. Ancak mesleğini diğer mesleklere göre kutsal olarak gören herkes yaptığı işin çok önemli olduğunu ve bu yüzden kendisinin diğer meslek erbaplarına göre daha saygın, daha fazla hürmet görmesi gereken insan olduğunu belirtmek için bu Kutsal Meslek tamlamasını kullanıyor.

“Kut” mevzusunu derinlemesine inceleyecek olsak bu yazının hacmini aşan uzun bir makale daha yazmamız gerekir. Onu da ayrıca yazmaya niyetliyim. Biz kutsal meslek tanımlamasına geri dönelim. Aslında mesleğini kutsal olarak nitelendiren pek çok meslek kolu görmekteyiz. Doktorluk, öğretmenlik, din adamlığı, akademisyenlik, emniyet ya da güvenlik ile ilgili görevlilik ilk akla gelebilecekler. Bu saydığım mesleklerin bir toplum için çok önemli ve bu yüzden de değerli olduğunu inkar edebilecek biri var mı? Gelgelelim bu gibi meslekleri yerine getirmek demek görevi ya da kişiyi kutsallaştırır mı? Orada durmak lazım. Bu devlet olmadan, devletin imkanları önümüze sunulmadan herhangi bir mesleği düzgünce yapabilme imkanımız var mı? Devlet ve toplumun ortak yatırımı olarak insanlar bir mesleğin uzmanı ve uygulayıcısı durumuna gelmekte. Hayır benim üzerinde devletin bir hakkı yok bu benim kendi başarım diyen kişi varsa biraz daha gözünü açıp bakması lazım. Ya ailesi ya çevresi üzerinden yine dolaylı olarak devlet mekanizmasının işleyişi ile mesleğine sahip olduğunu ve bu görevi yerine getirdiğini görecektir.

Her birimiz ideallerimizle beraber özgür bir hayat kurmak, geçimimizi sağlamak, isteklerimize ulaşmak için bir mesleği yapar olduk. Mesleğimizin eğitimini almadan, yetki ve yeterliliğini elde etmeden önce mesleklerimizin niteliklerini üzerimizde barındırmıyorduk. Şimdi mesleğimizi yaparak hem toplumsal bir görevi yerine getiriyor hem de dünyalığımızı ayakta tutuyoruz. Bakın toplumsal bir görevi yerine getiriyor olmamız bir bayrağı devraldığımızı gösteriyor. Yani benden önceleri de birileri bunu yaptı. Şimdi sıra bende. Bununla birlikte emek ve mesaimin karşılığı olarak bir ücret alıyorum. Ne yapıyorsam bu yaptığım için ödenen bir bedel var. Bir meslek vasıtasıyla ortaya çıkardığımız her işin, ürünün ve hizmetin karşılığında alacağımız bir ücret var ve bunun da kanunlarda karşılığı var. O zaman mesleki görevi vasıtasıyla alınan ücret neticesinde kişinin hakkı verilmiş oluyorsa ortada bahsedilecek ne kutsiyet kalıyor! Zaten görev ve sorumluluğunu hakkıyla yerine getirmekle mesul olan kimse bunun ücretini takdir gören değerce alıyorsa burada bir olağanüstü durumdan bahsetmeye gerek yoktur. Yok eğer kişi yaptığı işin bedelini hakkınca alamıyorsa bu da hukuksal bir mevzudur. Kişinin hakkını araması burada önemlidir. Her iki durumda da kutsallık değil hayatın şartları mevzu bahistir.

Mesleklerin bir kutsallığının bulunmaması onların ve onları icra edenlerin değerini mi düşürür? Elbette ki hayır. Yazımın başında da belirttiğim gibi toplum olarak bizim için hayati önem taşıyan pek çok mesleğe zaten değer veriyor ve o meslekleri yapanlara saygı duyuyoruz. Saygının göstergesi illa ki o kişiyi arşa çıkarmak olmasa gerek. İnsan hayatına dokunan bir mesleği yapan kişi görevi karşılığı aldığı ücretle beraber toplumuna faydalı olmanın da hazzını yaşıyor bazen bunun geri dönüşünü de insanlardan alıyor. Bu kadarı insanın içine sinen bir huzur ve haz kaynağı iken zorlama bir şekilde kendini üstün gösterme çabası kişinin ruhsal erozyonu ile insani erdemlerini yitirmesine sebebiyet veriyor. Sonuçta kutsal olma iddiasında ama toplumla arası açılmış sevmeyen sevilmeyen bir meslek erbabına dönüşüyor kişi. Böyle insanlardan kendini insan olmak yerine mesleğe ait olmak yönünden bitirmiş kişilerin mezar taşlarını gördüm. Ölmüş gitmiş ama hala mezarında …. Yazıyor. Geçti dost kervanı eyleme beni kardeşim. Senin mesleğin mi kaldı hala?

Bu kadar yazdıklarımın yanında kutsal  meslek olmadığı gibi her işin kutsal bir hale dönüşebileceğini de belirtmek isterim. Bir madalyon düşünün bir tarafında “kutsal meslek yoktur.” Yazıyor; diğer tarafında “her iş yapanın niyet ve ortaya koyuş şekline göre kutsallık arz eder.” Yazıyor. Sizlere bunun nasıl olduğunu anlatmak isterim. Öğrendiğiniz, elde ettiğiniz bilgi birimi ile geçiminizi halletmekle birlikte bir de fazladan hiçbir şahsi menfaat beklemeden yaratılmışlarının tamamının iyiliği için bir şeyler ortaya koyarsanız bu mesleğiniz vasıtasıyla yaptığınız kutsal bir eyleme dönüşür. Öğretmen, doktor, temizlik hizmetlisi, inşaat çalışanı, tarım ve hayvancılıkla meşgul olan, kasiyerlik yapan vb. her çeşit meslekten insan bu dediğimi yaparak mesleki faaliyetlerinden kutsal amaçlara yönelecek bir yol oluşturabilir.

Daha somut örneklerle

İnşaat işçisi içinden gelerek bir otlakiyedeki çeşmeyi onarsa,

Öğretmen kendi alanında öğrencilerdeki öğrenim eksiklerine göre dönem dönem ücretsiz eğitimler verse,

Doktor mesaisi dışında koruyucu hekimlik misyonunu da dönem dönem üstlense

Hukukçular insanları hakları konusunda bir mağduriyet yaşanmadan önce bilinçlendirmek için seminerler düzenlese…

Çok safiyene geldi değil mi? Ama Kutsal olan saf ve temiz olandır zaten. Hayatınızın bir bölümünü safiyene şekilde topluma fayda sağlamaya adamadan nasıl iş ve oluşlarınızda kutsallıktan bahsedebilirsiniz. Bakın Bilge Kağan Türk Milleti üzerinde bir yönetici olarak görevinin kutsallığını nasıl vurgulamıştır: “Türk Millet için gece uyumadım, gündüz oturmadım.” Bir insan mesai mevhumunu, parasal karşılığı bir kenara bırakarak vazifesini hayatın içine yayarak topluma fayda sağlamaya odaklanırsa onun dilinden Bilge Kağan’ınkine benzer sözler dökülür. Bu açıdan baktığımda hepinizi kutsallığa yakın çok değerli insanlar olarak görüyorum. Yaşama katacağınız değerle bizlere kutlu günler göstereceğine tüm kalbimle inanıyorum. Sevgi ve saygıyla. 26.07.2024

Leave a comment