Kıymetli Büyüğüm Fahrettin Erdem’den gelen bir mesajda Rahmetli Alev Alatlı’dan alıntılanan bir yazıyı sizlerle paylaşmak istiyorum. Yazının ardından bendenizin tefekkür ve açılımlarını paylaşacağım.
“SU FELSEFESİ”
Suyun doğası bir felsefe anlatır..
Örneğin, dağdan akan suyu düşününüz…..
En az direnç gösteren yolu seçer akmak için.
Yani önüne bir kaya çıkacak olursa vazgeçmez yolundan ama onunla uğraşmaz, kayayla mücadele etmez, etrafından dolaşıp devam eder akmaya…..
Suyun bu doğasından alınan ilhamla şöyle der Sufiler:
“Seninle uğraşan hiç kimseyle uğraşma, eğer uğraşırsan onunla aynı yerde kalırsın. Etrafından dolanıp devam et yoluna.”
Diyelim ki dağdan akan su önüne çıkan kayanın etrafından dolaşamayacak bir yola denk geldi…..
O zaman ne yapar?
Birikip, çoğalıp üstünden aşar.
Yok eğer bu da olmuyorsa,
Sabırla kayayı damla damla delmeye başlar.
Kayayı delmeyi başaran suyun kuvveti değildir, tabii ki, damlaların sürekliliğidir ki buna da “sabır” derler.
“Sabretmek” hiçbir şey yapmadan oturmak değildir…..
“Sabır dikenin içinde gülü, gecenin içinde gündüzü hayal edebilmektir.” der Şems-i Tebrizi .
Suyun doğası imkansızın bile başarılabileceğini, bunun için sabırlı ve istikrarlı olduğunu öğretir.
Kayayı delen su elbette yine yoluna devam eder.
Su hep akar ve çalışır. Bilir ki aktıkça temizlenir. Bazen dere kenarlarında su birikintileri oluşur, akmayan su bulanır, çamurlaşmaya başlar! Üzerine pislik birikir ve Sufiler bu yüzden derler ki:
“ Sen su gibi sürekli ak!
Her daim yenilen!
Her gün yenilen!
İki günün aynı olmasın hep ilerle!
Dünü dünde bırak yeni şeyler öğren! ”
Örneğin, su değişimden hiç korkmaz…..
Ama insanlar değişimi sevdiklerini söyleseler de aslında bundan çok korkarlar…..
Su; “değişimi” ne de güzel anlatır.
Bazen yağmur olur,
Bazen kar olur,
Bazen buz olur,
Bazen buhar olur….
Buhar olduğunda çıkar gökyüzüne, yağmur olup, kar olup, yine iner yere.
Ayrıca su uyumludur. Çay bardağına koyduğunda çay bardağının şeklini alır, kovaya koyduğunda kovanın.
Sürekli bulunduğu yere uyumlanır ama doğası da hiç değişmez….
Her yere her şeye uyum sağlar…..
Unutma ki dünyada her zaman doğaya uyum sağlayanlar hayatta kalır.
Uyum sağlayanlar esnektir çünkü.
Değişime direnenler ise katıdırlar…
Fırtına en sert en güçlü ağaçları devirir ama esnek fidanlara, otlara hiçbir şey yapamaz.
O yüzden esnek olanlar, uyum sağlayanlar hayatta kalır.
Aynı zamanda akışa teslim olur.
Teslimiyet içindedir. Bu teslimiyet boyun eğmek değildir. Çünkü bilir ki bütün dereler eninde sonunda büyük denizlere, okyanuslara akar. Elinden geleni yaptıktan sonra hayatın akışına teslim olmaktır bu.
Su berraktır,
Şeffaftır. Olduğu gibidir yani.
Paylaşımcıdır…..
Hep besleyicidir.
İnsanları, hayvanları, doğayı besler. ..
Hayatı başlatandır ve sürekli üretendir…..
Su olan her yerde bitkiler vardır,
hayvanlar vardır, insanlar vardır, hayat vardır.
İşte suyun bu yapısından dolayı Sufiler birbirlerine
“ SU GİBİ AZİZ OL ” derler.”
Bu alıntı yazıyı okudukça ben de yaşamın farklı ve birbiriyle girift köşelerine tefekkür yolculuğu yaptım. İnsanın dünyadaki serüveni ve bu hayat serüvenini kavrama çabası içerisinde suyun nasıl anlam yüklü olduğunu pek çok kez yaşamış ve deneyimlemişimdir.
Su öncelikle akışkanlığı ve kalıpsızlığı ile insanlara örnek olmaktadır. Su denize ya da göle varana kadar hep akar, ancak deniz ve göle ulaşması da onun için durmak anlamına gelmemektedir. Su dolduğu yerde bu sefer hal değiştirerek yolculuğuna devam eder. Yani buharlaşır. Su buharlaşıp tekrar bulutlara ve oradan akışının başlayacağı zirvelere ulaşır. Bu duruma Suyun Döngüsü denir. Su katı, sıvı gaz durumlarından geçerek halden hale dönerek yaşamın her zerresine nüfus eder. Suyun bu hali tasavvuf ehline kemal yolculuğunda çok manalar sunmuştur,
Hz. Mevlana:
Her gün bir yerden göçmek ne iyi,
Her gün bir yere konmak ne güzel,
Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş.
Dünle beraber gitti cancağızım,
Ne kadar söz varsa düne ait
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım
Diyerek suya benzer bir akış ile sürekli yenilenerek olgunlaşmaktan bahsetmiştir.
Benzer durumlar aşıklık geleneğinde de devam etmiş, aşıklar kimi zaman kendilerini ummandaki bir katreye, kimi zaman coşkun akan bir sele benzetmişler ve su gibi olmayı yücelere ulaşmanın bir gereği olarak görmüşlerdir.
Elbette ki suyun bu değeri hem doğadaki görünen halinden hem de Kur’an-ı Kerimdeki su ile ilgili geçen ayetlerden kaynaklanmaktadır.
Enbiya suresi 30. Ayette “… her canlı şeyi sudan yarattık.” Diyor Allahu Teala. Bu ayette yaratmak anlamında verilen ce’ale kelimesinin lügatte pek çok anlamı bulunmakla beraber “yaratmak, kılmak, dönüştürmek, çevirmek” belli başlı anlamları olarak karşımıza çıkar. Şüphesiz ki bu ayette Allahu Zülcelalin “ce’ale” kelimesi ile sudan yarattık/kıldık/dönüştürdük … şeklinde bize işarette bulunuyor olmasının derin hikmetleri bulunmalıdır.
Bu hikmetlere vakıf olmak isteyen Hakk yolunun yolcuları suya her zaman tazimde bulunmuş ve “Su gibi aziz olmak” şeklinde bir dilek söylenegelmiştir.
Aynı ayette su ve canlılık birlikte vurgulanmış olup suya Allah’ın Hayy esmasını tefekkür ederek değer göstermek pek çok açıdan önemlidir.
Allah Resulu Hz. Muhammed s.a.v. de suya çok kıymet verdiği bilinir. Özellikle bir adeti vardır ki onu burada aktarmadan geçmek olmaz. Nisan ayında yağan yağmurların yılın ilk yağmuru sayılması hasebiyle Resullullah bu yağmurlara denk geldi mi dışarı çıkar özellikle altında durup o yağmurla ıslanırmış. Bundan dolayı nisan ayında yağan yağmur ayrı bir rahmet ve bereket kaynağı olarak görülür. hatta Mevlevi Dergahlarında Nisan Tası ismi verilen büyük kaplarda bu yağmurun saklanması Resullulaha olan saygı ve hürmetle bir adet haline getirilmiştir.
Su konusunda yazılacaklara bu makale yetmez ciltlerce kitap yazmak gerekir. Üstad Fahrettin Erdem’in Alev Alatlı’nın yazısını göndermesi üzerine kendisine cevaben yazdıklarımı bir makalede paylaşmamı istemesi üzerine bu yazıyı kaleme almış bulunmaktayım. Kusurumuz, hatamız varsa affola. Selam ve Saygıyla. Su gibi aziz olunuz.
