Skip to content Skip to sidebar Skip to footer

Arkadaş, dost, kanka

Bugün sizlerle de kısaca Arkadaş, Kanka ve Dost sözcükleri üzerine düşüncelerimi paylaşmak isterim.

 

Değerli Arkadaşlar! Sizlere arkadaş demeyi öncelikle iyi bir dilek olarak gördüğüm için bu şekilde hitap ediyorum. Çünkü arkadaş olmak bu dünyada insanlar arasında en güzel bağlardan biridir.

Türkçe sözcük olan Arkadaş birbirlerine destek olma halini karşılıklı yerine getirenler demektir. Yani birbirinden arka bulan, sırt sırta veren insanlar arkadaştırlar.

Görüldüğü üzere mana açısından arkadaşlık iki taraflı olduğu zaman doğru anlama ulaşmaktadır. Burada birbirine arka çıkabilen iki insanın birbirine az çok denk olması gerektiğini de anlamamız gerekir. Yani birinin destek olmaya gücü yetiyor, öbürünün ise tersi durumda destek olmaya gücü yetmiyorsa bu arkadaşlık değildir. İsterse arada iyi niyet olsun, sizin denginiz olmayan biri sizin arkadaşınız mana açısından olamaz. Aslında bir tek bunu bile fark etseniz, bir tek bunun idrakına varsanız arkadaş seçiminiz inanılmaz ölçüde değişir. Tekrar etmek isterim denk olanlar sırt sırta verirse birbirlerini yıkmaz birbirlerine destek olurlar yani arkadaş olurlar. Problemi kendinden büyük insanlar gelir size yaslanırlarsa kendileriyle birlikte sizi de yıkarlar. Bunun adı arkadaşlık değil PARAZİTLİKTİR.

Arkadaşlıkta dünya şartlarındaki benzerlikler ön plandadır. Yani benzer eğitimler, benzer kaygılar, benzer hedefler, benzer hayaller, benzer eylemler arkadaşlık bağlarını etkilemektedir. Böyle olması da çok normaldir. Aynılaşmadığın ve aynalaşmadığın birisiyle nasıl sırt sırta verebilirsin, yani nasıl arkadaş olabilirsin? Bu açıdan sırf sizinle aynı mahallede doğmuş ve kırk yıl aynı bakkaldan ekmek aldı diye birisi ile arkadaş olduğunuzu düşünmeniz bir yanılsamadan ibarettir. Burada arkadaş sömürüsü şeklinde bir durum da herkesin başına gelmektedir. Bu üzerine çok daha derin konuşulabilecek bir kavramdır ki genelde öğrencilerime öncelikle arkadaşlığın tanımını kafalarında iyi oturtmalarını sonra ikili ilişkilerinde bunu baz alarak hareket etmelerini tavsiye ederim.

 

Bir de Kanka diye birbirine hitap edenler var biliyorsunuz. Bunu özel ve daha sıkı fıkı arkadaşlar için kullanıyorlar. Şimdi burada arkadaş olmanın bütün şartları sanki sağlanmış da daha da su sızmaz bir insani ilişkiden bahsediliyor. Oysa kanka bölgesi gördüğüm kadarıyla en çok kazık yenilen bölge durumunda. Arkadaşlık hukuku bile sağlanmadan aynı zevkler doğrultusunda bir araya gelen insanlar birbirlerine kanka diyorlar. Daha sonra zevk, ihtiras çatışması birbirlerinin arkasından iş çevirme şekline dönüşüyor. Bakın Arkadaş birbirine destek olup arkasını kollayanken ahlaksızlık üzerine kurulu sözde arkadaşlık ve devamında kankalık sırttan hançerlemeye dönüşüyor.

Şimdi burada kankanın çıkış noktasından bahsetmek istiyorum. Kanka  Kan Kardeşi tamlamasının kısaltılmış şekli. Yani aslında Türklerin çok eski bir ritüeline gönderme yapılıyor. Eskiden Türklerde öz kardeşten bile daha kutsal sayılan bir kavramdı kan kardeşliği. Kan kardeşi olacak iki kişi içi kımız (ya da buna benzer bir içki) dolu bir kaseye kendi kanlarından damlatır. Kanlar kımız içerisinde karışır ve bu kaseden içerek kan kardeşi olurlardı.  Bu kaseye Ant Kasesi/Kadehi denir. Bu kaseden içilerek yapılan eyleme Ant İçmek denir. Yani ant içtim şeklinde yemin ettiğinizde bu kadim geleneğe gönderme yapıyorsunuz. Göktürk Alfabesi olarak bildiğimiz eski Türk Yazısında NT harflerini gösteren sembol bir çanak içerisinde üç nokta şeklindedir. Yani Ant diye okunan bu harf ant kasesi içerisinde kan damlaları olarak şekillenmiştir. Kan kardeşliği başlı başına Türk yazısında bile ön plana çıkmıştır.

Şahsi düşüncem odur ki birine kanka demek boş muhabbetten başka bir şey değildir. Kan Kardeşim demek için ise yürek yemiş olmak gerekir. Ancak aynı cephede savaşırken birlikte ölecek kadar birbirine inanmış olanların ağzına alabileceği bir tamlamadır KAN KARDEŞLİĞİ. Kan kardeşi derken o dilin dudağın yanması gerekir. Kankayı kan kardeşi manasını bilerek söylüyorsanız bunu bir düşünün derim.

Bir de dostum diye hitap etmek var. Biz bu dost kelimesini Farsçadan aldık ve genelde divan ve tasavvuf edebiyatında kullandık. Bir süre sonra dost kelimesi bizim için Farsçadaki manasından daha derin bir hal aldı. Doğrudan en sevilen kişi/varlığı işaret eder oldu. Dikkat ederseniz Arkadaşta birbirine kol kanat gerip sırt sırta verenler, kan kardeşi olunca bir birbiri uğruna ölecek duruma geldiler. Dost ise dünyadaki bütün hallerden daha derin ebediyete kadar uzanan bir manevi muhabbeti tanımlıyor. Öyleyse gerçek anlamda dost idealize edilmiş bir ilişkinin tanımı.

 

Bin cefalar etsen almam üstüme

Gayet şirin geldi dillerin dostum…

(Pir Sultan)

 

Dost dost diye nicesine sarıldım

Benim Sadık Yarim kara topraktır.

(Aşık Veysel)

Pir Sultan Dostu için, onun cefasını bile şirin bulduğunu kendisinden ayrılınca yüzünün bir daha gülmediğini söylüyor. Aşık Veysel ise kendini bize ayna kılıp insanların hayat boyu dost sanıp nicesine sarıldığını oysa kendisinin dostu Sadık Yar olarak kara toprakta bulduğundan bahsediyor. Burada kara toprak daha iyi anlaşılsın diye devamında şöyle diyor: “Hakikat ararsan açık bir nokta, Allah kula yakın kul da Allah’a, Hakkın gizli hazinesi toprakta, benim sadık yarim kara topraktır.”

Dost için nice diller dökülmüşken, satırlar yazılmışken her halde dostum diyebilmeye haya etmek gerekir. Çünkü adama sorarlar dost(UM)’ un sonundaki aitlik ekini sahibinden onaylattın mı?

Hz. Muhammed (s.a.v.) vefat ederken dilinden son bir söz dökülüyor  maa’r-refikil-a’la  (en yüce dosta)

İşte burada söyleyecek sözüm bitmiştir.

Sizlere arkadaşça selam ederim.

Leave a comment